Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu

4. Dönem 23 Haziran'da başlıyor!
 
AnasayfaPortalliGaleriAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Pearl Beth Side

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Pearl Beth Side
5. dönemi bekliyor
5. dönemi bekliyor


Kadın
Mesaj Sayısı : 1
Savaş Tarafın : Z.A.Y.
Ruh Halin :
Tuttuğu Büyücü Takımı :
Kayıt tarihi : 12/08/09

MesajKonu: Pearl Beth Side   Çarş. Ağus. 12 2009, 18:55

Ad: Pearl Beth
Soyad: Side
Kişisel Özellikler: Cesur sayılabilecek kadar kendinden emindir. İnatçılığı herkesin onun böbürlendiğini sanmasına neden olur.
Güçlüdür ve arkadaşlarıyla yeterince iyi anlaşır.

Fiziksel Özellikler: 178 boyunda ve 54 kilo. Kaslı bir yapıya sahip ve oldukça güçlü.
Burç: Boğa
Örnek Rp:
Her yaylanışımdan
sonra yavaşça attığım adım ayağımın altında ezilen çimlerin
hışırdamasına neden oluyor. Bu sesi nefes alışımı keserek dinliyorum.
Ağırkanlı olduğumdan yorulmamam gerektiği halde ciğerlerimdeki hava
bana zor yetiyor. Bununsa tek nedeni etrafımda kullanılan tütün,
astımıma yol açan tütün. Ailemden soğumamın nedeni beklide buydu gene
de emin olamıyorum. Bazen içinden geleni yapınca insan mutlu olabiliyor
bende kendimde olmadığımdan bu aksine işliyor ve kanıma susuyor. Artık
bıktım desem de bu halimden memnunum, bu benim farklı olmamı ve
insanların arasında kaybolabilmemi sağlıyor. Artık adımlarımı
hızlandırıp tatil günümü güzel bir yemekle sonlandırmalıyım. İstediğimi
söyleyemem ama karnımdan gelen gurultular doyumsuzluğumu hatırlatıyor
bana. Sol elimi karnıma götürüp elimin tersiyle teselli ediyorum
kendimi. Bu beni biraz olsun rahatlatıyor ve boşta kalan elimle
kafamdaki kasketi düzeltiyorum. Burada muggle kıyafetleriyle
gezinmemden iğrenenler var ama bunları seviyorum. Bu yaz sıcağında
cübbemi ve pelerinimi giymek çok saçma gibi geliyor bana, zaten her
zaman kendimi her zaman rahat hissettiğim şeyleri giymişimdir.
Hogwarts’ın bahçesi gerçekten çok büyük ve yer yer dinlenmem için
yaslandığım kayalar var. İşte onlardan birinin, sandığım kadarıyla en
büyüğünün, toprakla buluştuğu yerdeki aralığa sığınıyorum. Sadece
gövdemi sokabiliyorum oraya, uzun bacaklarım dışarıda kalıyor.
Yorgunluğum gidermek için kafamı yaşa dayıyorum ve tümsek halindeki
toprağın ardından kulelerden birini izliyorum. Gerçekten bu beni
ferahlatıyor. Ne kayanın sertliğinin sırtımı acıttığından ne elimin
altındaki karıncalardan ne de kafamı koyduğum yerin sertliğinden
muzdaripim. Günlerdir bu kadar rahat olmadığım da bariz. İçime bir
solukta çektiğim hava yorulan ciğerlerimi rahatlatıyor ve yürümekten
uyuşan ayaklarımda böylece dinlenmiş oluyor. Hayatımdan memnunum, ne
kadar sorunum olursa olsun. Artık tüm hayıflanmalarımdan kurtuluyorum.
Elimle kayaya destek alıp saklandığım yerden biraz olsun dışarıya
çıkıyorum ve ayaklarım sayesinde doğrularak biraz geriniyorum. Şimdi
Büyük Salon’a gitmeliyim, aslında doyum oranım eskisi gibi değil.
Dakikalardır beni uyaran karnım artık pes etmiş durumda. Ama onu daha
fazla yormamalıyım. Ayağa kalkıp etrafıma bakınıyorum, havanın
kararmasına daha çok var. Etrafımda dönerek bir çember çiziyorum ve her
şeyi gözden geçiriyorum. Öncelikle aşağı tarafta kalan Sihirli
Yaratıkların Bakımı’nda kullanılan alanını izliyorum ve ona göre bana
daha yakın olan kulübeyi süzdükçe aldığım nefesle birlikte ayak
parmaklarıma kadar beni rahatlayan havayı daha da hissediyorum. İçimden
oraya gitmek geliyor ama kendimi yormak istemiyorum ve gitmemeliyim.
Hemen arkama dönüp başımı dikleştiriyor ve elimi çeneme götürüp
kuleleri izliyorum. Şimdiye dek fark etmediğim şeyler çoğunlukta ve bu
da merakımı artırıyor. Dakikalarca Astronomi Kulesi’nin paralelindeki
kuleyi süzüyorum. Üstünde iki kişi var ve oradaki korkuluğa yaslanmış
konuşuyorlar. Birisini tanıyorum: Chuck. Yanında kim var bilmiyorum ama
onları biraz daha izliyorum. Chuck onunla konuşuyor ve sanki onu
azarlıyor. Durduğu yerin etrafında birkaç adım atıyor ve karşısındaki
çocuk biraz telaşlanıp buradan da görünen el hareketleriyle gözden
kayboluyor. Chuck’ın ne yaptığını çok merak ediyorum ve buradan
seslenmek istiyorum. Kendisi en alçak kulede olmasına rağmen beni
birkaç profesör görebilir ve istemediğim şeyler olabilir. Birkaç sessiz
dakika daha geçiyor, Chuck bu dakikalarda bahçeyi izliyor. İleriyi ve
ormanı süzerken beni göremiyor ve daha sonra da önceki çocuk gibi oda
oradan ayrılıyor. İkisinin de akşam yemeğine gittiğini sanıyorum.
Yanındaki her kimse o öncelikle bir yere uğradı, Chuck ise tam saatinde
Büyük Salon’a inmek istiyor. Gene de emin değilim ve içeriye girip
onlarla konuşmalıyım.

Ayaklarıma bakıp bağcıklarımın yerinde
olup olmadığına bakıyor ve birkaç yavaş adımla kendimi sınıyorum.
Annemin doğum günümde hediye ettiği bağcıklar sihirli ve ben farkında
olmadan giydiğim muggle ayakkabılarını bazen düğümleyebiliyorlar.
Ayakkabılara bir zararları olmamasına rağmen bazen birbirlerine
dolanıyor ve yürüyemeyip yere düşmemi sağlıyorlar. Bunlardan
kurtulmalıyım ancak daha iyi bir malzemem yok elimde, bunlarla idare
edip Noel’de yeni bir şeyler almalıyım diye düşünüyorum. Artık
kendimden ve bağcıklarımdan eminim, geniş ve hızlı adımlarla girişe
yaklaşıyorum ve giydiğim tişörtü düzeltip Büyük Salon’a giriyorum.
Salon her zamanki gibi ihtişamlı ve destansı yemekler beni bekliyor.
Etrafıma bakınıp haftada bir yer değiştiren masalardan kendi binamın
masasının nerede olduğuna bakıyorum ve süzdüğüm üç uzun masanın
paralelindeki kızıl-altın sarısı flamalarla süslenmiş masayı fark
ediyorum. Salonun en ucundaki masayı süzerken adımlarım yavaşlıyor ve
suratıma hafif bir gülümseme yerleştiriyorum. Diğer 1. sınıfların
yanına, profesörlerin masasına yakın olan kısma, gidip Chuck’ı
arıyorum. Duvar tarafına oturduğunu ve yanında karşısında kimsenin
olmadığını fark edip karşısına geçiyorum. Masaya oturduğumda elinde
tuttuğu kitapçığa bakmayı sürdürüyor ve önündeki dokunulmamış kabak
suyunu fark edip uyarıyorum onu. “Kabak suyunu içmeyecek misin?”
Sesim yeterince çatlak ve bu Chuck’ın biraz ürkmesine, kaşlarından
birini kaldırmasına neden oluyor. Bana gülümseyip elindekini masanın
hizasından yükseltip bana gösteriyor. Onun Sihir Tarihi Profesörü’nün
verdiği kitapçığı incelediğini anlıyorum ve önümdeki makarnadan
tabağıma biraz koyup mimiklerimle onu neden taşıdığını soruyorum. Ben
makarnayı koyup işlemeli çatalımı elime aldığımdan sessizce “Bulduğun oda hakkında hiçbir şey yok Beth.”
diyor ve kafasını sallayıp kitapçığı bana doğru uzatıyor tabakların
arasından. Onu elimin tersiyle itiyorum ve Baykuşhane’deki konuşmamı
ona hatırlatıyorum. Nymph Hala’m onun kimse tarafından ifşa edilmek
istenmediğini söylediğini duyunca beni doğruluyor ve beraber kendimize
bir gün ayarlıyoruz İhtiyaç Odası’na gitmek için. Salı günü sabah
dersimiz olmadığından kahvaltıdan sonra gitmeyi planlıyoruz çünkü
İksir’e kadar yaklaşık 2 saatimiz var.

Karnımı doyurduktan sonra
binamdaki herkes gibi gibi Ortak Salon’a gidiyoruz. Şişman Kadın
portresinden bizi azarlayıp içeriye alıyor ve ikimiz de
yatakhanelerimize çıkıyoruz. Kızlar Yatakhanesi bomboş bütün birinci
sınıflar aşağıda ve ben bundan çok memnun oluyorum. Hemen perşembe günü
Vicky ile yaptığım konuşma geliyor aklıma ve Sovie’nin getirdiği
mektuplar. Chuck’ın mektubunu verdiğimi düşünerek kendi mektubumu
nereye sakladığımı düşünüyorum. Victoria odaya geldiğinden pencerenin
altında oturduğum aklıma geliyor ve hemen oraya gidip etrafa bakıyorum.
Kızlardan birisinin koyduğu çantanın altından çıkıyor ezilmiş ve rulo
halindeki mektup. Hemen açıp okuyorum ve kimsenin okumadığını umarak
kâğıtta bir şeyler arıyorum kendimi bilmeden. Bundan vazgeçip yatağıma
gidiyor ve perdeleri çekip yatağa oturuyorum. Mektuptaki her kelimeyi
daha da vurgulayarak okuyunca kendimi rahat hissediyorum v. Mick’in el
yazısının okunaklı oluşu da beni daha da ferahlatıyor.

“Merhaba
Beth. Umarım iyisinizdir. Bu mektubu nasıl yolladığımı eminim merak
ediyorsundur. Sovie’yi nasıl bulduğumdan başlamalıyım. Biliyorsun siz
gittikten sonra J pek mutlu değil ve buradan ayrılıp her yere gidiyor.
Geçenler de gelirken yanında Sovie de vardı. Bu çok şaşırtıcı, onun
kadar genç bir baykuş bunu nasıl yapabiliyor? Ne olduğu hakkında bir
fikrim yok ama sonuçta ikisi de buraya geldiler. J’in onu Hogwarts
yakınlarında bulmasından şüpheleniyorum, belki de Hogsmade’te
karşılaştılar ama her ne olmuşsa buluşmuş ve buraya gelmişler. Sovie’yi
göndermeden önce bu notları iliştirdim sizin için. Kendinize iyi bakın
ve Hogwarts’ın tadını çıkarın. Umarım derslerinizde zorlanmazsınız...”


Mick’in
umduğu şeylerin gerçekleşmesi için neler verebileceğimi düşünürken
aldığım notlar aklıma geliyor ve biraz moralim bozuluyor. İksir, Uçuş
ve Sihir Tarihi’nden aldığım notları düzeltmem gerektiğini düşününce
her şey bir kâbusa dönüyor ve iyice karamsarlaşıyorum. Bunu
atlatabilmek için gözlerimi ovuşturuyor ve mektubumu yastığımın altına
koyuyorum. Elimle karmakarışık saçlarımı düzelterek Ortak Salon’a
iniyorum. Şimdi tek umduğum şey satranç oynayabilmek ve aşağı indiğimde
Chuck beni masada bekliyor. Hemen yanına gidip satranç tahtasını
alacağımı söylüyor ve ağır Büyücü Satranç’ıyla geri masaya dönüyorum.
Tahtayı ortamıza yerleştirerek oyuna başlıyoruz ve bir yandan da onu
konuşturuyorum. “Kulede kiminleydin Chuck?” diye sorar sormaz yüzünü buruşturup konuşuyor. “Aşağıdaki hareket eden nokta sen miydin?” diyor ve bir kahkaha atıp atını E-8’e sürüyor ve “Daniel ile karşılaştık. Hayıflanıp duruyordu.” diye devam ediyor. Artık sadece oyuna veriyoruz kendimizi ve uykumuz gelene kadar taşlarımız birbirini parçalıyor haince.


Özgeçmiş: Tehlikeli olan şeylere karşı ilgisi yüzünden pek çok kez dışlanmıştır. Ailesinin
ikinci çocuğu, safkan. Çocukken yaptığı büyüler şaşırtıcı derece de
kontrollüydü. Onun gibi bir büyücünün davranışlarında beklenmeyecek
kadar kendine hakimdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Pearl Beth Side
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Hogwarts :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: